|
Gidiyorsun ve nefessizlik çat diye iniyor tepeme. Her yer daha sessiz, daha huzursuz, daha yalnız, daha soğuk oluyor. Gidiyorsun ve arkandan bakıp el sallayacağıma, buzdolabını açıp birtakım kayısılara ve yeşil eriklere saldırıyorum. Yeşil eriklerin çekirdekleri midemi bulandırıyor, bıçakla kesiyorum yanaklarını. Senin yanakların da yeşil olsaydı keşke, belki bir iki saatliğine. Earl Grey içerken bir bakıyoruz yanakların yeşil olmuş. Çok gülerdik o zaman kesin. İşte sen gitmeseydin mesela, yanakların ne renk olursa olsun gülerdik. Hiç de sıkılmazdık. Şimdi ben açıyorum Yeşilçam filmlerini arada bir, kısıyorum televizyonun sesini, jöndamı seslendirip eğlenmeye çalışıyorum. Hiç olmuyor, hiç. Sevdiği Kadir İnanır'a gözlerini verdiği için kör olan, kambur ve Çağanoz takma isimli Fatma Girik'e, en duygusal anlardan birinde "Al havuç ye" demek hiç aklıma gelmiyor ki. Gidiyorsun ve ben telefonun iki buçuk saat sonra çalacağı saniyeyi hesaplıyorum kafamdan; ardından duvarları boyuyorum rengarenk, çok güzel oluyor. silgi @ 7:06:00 PM -
Geçen gün manitayla alışveriş merkezini satın alırken, kızarmış şeyleri standlayan kızlardan birinin önündeki kızarık hayvanlardan birini kürdanıyla beraber kapıp ısırdım. Amman yarabbi, o neydi ne. Hormf diye hepsini ağzıma atasım var, beri yandan da aldığım hayvan sonuncu. Ana yüreği işte, gittim manitanın yanına, "Aaaç aç çabuk ağzını!11" dedim içimden "allam n'olur hepsini yemesin" diye dua ederek. Siipii piliç diye bir markanın acayip bir karidesi. Evde değil fırın, henüz bir tane tabak olmadığı için almaktan vazgeçtik, oysaki Crusoe adında kırmızı bir fritözümüz bile var aslında. Son dört saattir bu karidesin tadı aklımda, unutayım diye evcini açtım, daha beter oldum, allah çarptı beni. Büyüyünce evcini olmak istiyorum, beni kendisiyle tanışuk eden arkadaşım olacak kadın da gitsin kaliforniyalarda düğünlerde fink atsın ben burada gördüğüm her yemek fotoğrafına bakarak komaya girerken, olur şey değil. silgi @ 7:17:00 PM -
- Elbette birlikte seyrettiğimiz gün batımlarının kokusunu bir daha bulamayacaktık, - Tıık tııık tıık tıııık... - Ya da arnavut kaldırımlarına bizimle basan ayakların botlarının rengi değişecekti, - Tiii tiii tii tiii... - Belki de attığımız triplere takılıp pat diye yeri öpebilirdik, - Diik diiik diiik diiik... - Müzeyyen ne yapıyorsun allah aşkına ya? - Geçmişine eko veriyorum Muharrem; sen anlamlandıramazsan ben abartayım da bi' boka benzesin diye. - Anlıyorum. - Tebrik ediyorum. silgi @ 1:22:00 PM -
- Yani herifte böyle bir cool'luk, - Küllüğü uzatsana Müzeyyen. - Bir de nah bukadar ego, - Jöle banyoda mıydı? - Saçlar tıraşlı, kellikten değil de şeyden, - Kabak tatlısına ceviz koyar annem, sende hiç böyle adetler yok nedense. - Anlamıyorsan dinletmeyeyim Muharrem. - Dinlemiyorsam anlatma Müzeyyen, radyoyu açıversene. - Elma dersem? - Armut. silgi @ 11:24:00 AM -
- Şey şey, şeyi yazsana. - Hani senin küçükken civcivin varmış da, sonra senin uçan balonunun ipini yutmuş da, sonra sen minicikmişsin de, balonu takip edip edip ipin ucunu civcivin ağzının içinde görmüşsün de, sonra ipi çekmişsin de, hayvanın gözleri geri devrilip, CİK! diye ses çıkarmış ya hani, onu mu? - Kedimdi o. İpi yutmuştu, sonra çogafedersin tuvalete çıkınca, boncuk gibi ipte... - Civcive ne oldu ki? - Çok soru soruyorsun Muharrem, çok. İnek içti işte. - Haa, hani dağa kaçan? - Evet öbürü de küsmüştü hani, haberi olmamıştı. - Bildim. - Koşarak. - Bay. silgi @ 12:37:00 PM -
- Biz birbirimiz için zehirliyiz. - Ve sana karşı olan tüm beklentilerimin üstüne bir bardak, - Hayır dur, şöyle diyelim: Ve benden tüm beklediklerini popona sokarak, - Hah evet, böylesi daha net olabilir: Sokarak, - Sana zehirliyiz diyordum. - Ve ben de suyu veriyordum tam? - Bana su verdi, bana su verdi- - Ne güzel flörtleşiyorduk, ne ara evciliğe dönüştük Muharrem. - Kalkgidelim? - Hadigidelim. silgi @ 2:52:00 AM -
Durun durun! Fotoğraflar, dokümanlar, takvim ve cimeyıl dursun! Midem, ah midem. Böyle zamanlardaki hislerim pek unique değildir, lakin her seferinde kendimi oğmaygad'lara boğmaktan çekinmem. Kalbim, ah kalbim. Aslında bugüne özel bir şey değil; en iyi arkadaşım verdiği kararlar yüzünden tüm hayatı boyunca mutlu olamayacak bir gerizekâlıya dönüştüğünde de aynı şeyleri hissetmiştim. silgi @ 11:22:00 PM -
Gözleri naböyle bu kadar mavi ve kocaman ve efendime söyleyeyim şiir gibi, hatta upuzun kirpikli oğlan çocuğunu gördüğüm an çarpıldığımı itiraf etmeliyim. Yapabileceğim pek çok şeyden biri itiraf etmek. Bir iltifatla da durabilirdim oysa. Gözlerim bir şiir gibi değil belki, bir romana daha yakındırlar; dikkatli dikkatli iki kısa bakış atarım ona durusundan, üçüncü bakış iltifat kelimesinin altını dolduracak kadar sakil olursa hemen gözlerimi kaparım. Şiir mavisi gözleri olduğu kadar, beyinsizeskisevgili zekâsı kadar aptallığı da vardır mutlaka; aç gözlerini silgi aç aç, nasılsa anlamayacak bizi, nasılsa anlatmayacağız kimseye. silgi @ 11:01:00 AM -
|
|
|
şey, sanırım manita hayvan.
sanırım manitanın evi uzak.
Yorum Gönder